Rize… Karadeniz’in kalbinde, sisle yeşilin birbirine karıştığı şehir. Burada ışık, su ve toprak aynı ritimde nefes alır. Çay tarlalarının sabrında, derelerin sesinde, yaylaların sessizliğinde gizli bir hikâye vardır. Bu kareler, o hikâyenin içinden süzülen anları anlatır — doğanın sabrını, insanın emeğini ve Rize’nin sessiz güzelliğini.
Sis dağılmadan önce, sabrın yeşile büründüğü an.
Dereler, kayalardan süzülür; yüzyıllardır aynı melodiyi çalar Rize’nin ormanlarında. Taş köprülerin altından geçen su, yalnızca bir ırmak değil, geçmişin ayak sesidir.
Rize’de fotoğraf çekmek, ışığın değil, duygunun peşine düşmektir. Her kare, doğayla insanın birbirine yaslandığı anların belgeselidir. Ve her biri, şu cümlenin yankısı gibidir: “Yeşil, burada sadece bir renk değil; bir yaşam biçimidir.”
Bu fotoğraflar, yalnızca manzarayı değil, yaşamın ta kendisini anlatır. Bir kentin, bir coğrafyanın, bir kültürün sessiz şarkısıdır her biri.
Rize’ye gitmek, sadece bir gezi değildir. Kendine dönüştür bir yolculuktur. Doğanın dilini duymak, emeğin değerini anlamak, insanın doğayla olan bağını hatırlamaktır. Ve sonunda şunu anlarsın:
Rize’ye gitmek, bir manzara görmek değil — bir duyguyu yaşamaktır.
Yukarıdan baktığında bile fark edersin: Yeşil burada sadece bir renk değil, bir hayat biçimi. Her yaprak, Karadeniz’in sessiz duasını fısıldar.